17 Eylül 2011 Cumartesi

Thor

NOT: Bu yazı, filmin gidişatı hakkında bazı bilgiler içermektedir. İzlemediyseniz okumamanız önerilir.

Deneyimli sinemacı Kenneth Branagh'ın yönettiği "Thor"da, Thor (Chris Hemsworth) ile Jane Foster (Natalie Portman) arasında şöyle bir diyalog var:

Thor: Beni garip mi buluyorsun?
Jane: Evet.
Thor: İyi anlamda mı kötü anlamda mı?
Jane: Henüz emin değilim.

Bu diyalog benim filme karşı duygu ve düşüncelerimle örtüşüyor aslında: "Thor", garip bir film. Fakat iyi anlamda mı kötü anlamda mı olduğuna karar vermek için insanın önce durup biraz düşünmesi gerekiyor.

Filmden sonra fark ettim ki, artık Marvel ya da DC Comics uyarlamalarını izlemeden önce, ne kadar iyi bir fragmana/tanıtım kampanyasına sahip olurlarsa olsunlar, çok da büyük umutlar beslememek gerek. Son birkaç yıldır önümüze sunulan hiçbir film bir "Spider-Man", "Spider-Man 2", "X-Men" ya da "X2: X-Men United" tadı vermedi. "Thor"da da çok büyük umutlar besleyip harika bir çizgi roman uyarlaması/aksiyon filmi izleyeceğinizi ümit ederseniz hayal kırıklığına uğramanız işten bile değil.

Fazla uzatmayalım; aslında bir İskandinav mitolojisi olan, Stan Lee'nin Larry Gieber ve Jack Kirby ile uyarlayarak yazıp çizdiği "Thor"un konusu şöyle: Asgard diyarında krallığın varisi ve Odin'in (Muhteşem Anthony Hopkins) oğlu olan tanrı Thor, ukalalığı biraz abartıp eski bir ateşkesin bozulmasına sebep olunca babası tarafından dünyaya sürgüne gönderiliyor (Evet, dünyaya; dünya o denli kötü bir yer ki, tanrılar bile buraya sürgüne gönderiliyor, düşünün) ve güçlerini kaybediyor. Ve fakat kardeşi Loki'nin (Tom Hiddleston) geçmişiyle ilgili büyük bir sırrın ortaya çıkması, hem Asgard'da hem dünyada yaklaşan bir felaketin başlangıcı oluyor...

Film kısaca böyle özetlenebilir. Aslında filmin konusunu okuyup üzerinde biraz durunca, filme yönetmen olarak neden Shakespeare duayeni Kenneth Branagh'ın seçildiğini anlamak pek zor değil. Çünkü film Shakespeare yapıtları gibi krallık, baba-oğul yahut iki kardeş arasındaki çatışmalar, değişim, uyum gibi altmetinler bakımından büyük bir potansiyele sahip. Zaten yönetmen ve oyuncular da film hakkında konuşurken ağızlarından Shakespeare lafını düşürmüyorlar: Kenneth Branagh filmi "V. Henry"ye benzetiyor; Tom Hiddleston oynadığı karakter Loki'yi "Kral Lear"daki Edmund'la bağdaştırıyor, vs. Yalnız filmin kalabalık senarist kadrosunun bu konuda kafasının epeyce karıştığı gerçek; zira film birçok açıdan bayağı iyi olsa da, senaryo açısından ne yazık ki biraz çuvallıyor.

Film teknik açıdan gerçekten (Marvel filmlerinin çoğu gibi) iyi: "Harry Potter and the Goblet of Fire"ın müziklerini de bestelemiş olan Oskar adayı müzisyen Patrick Doyle'un müzikleri, görüntü yönetimi, kostüm tasarımı ve özellikle sanat yönetimi ile görsel efektler çok başarılı. Ayrıca oyuncu kadrosuna da baktığınızda beklenti ister istemez artıyor; Thor rolünde Chris Hemsworth (rolü son anda kardeşi Liam Hemsworth'ü geride bırakıp kapmış), Natalie Portman (Jane rolüne pek yakışmamış olsa da ismi yeter), kötü oynaması neredeyse imkansız olan Anthony Hopkins, filmde en iyi oyunu sergileyen tiyatrocu Tom Hiddleston, ayrıca Stellan Skarsgard, Rene Russo gibi ünlü isimler... Yalnız film az önce de söylediğim gibi ne yazık ki senaryoda biraz tökezlediği için hevesi kursakta bırakıyor, üstelik tek kötü yanı bu da değil. Sahneler arasındaki geçişler de pek acemice; filmi Kenneth Branagh'ın çektiğini bilmesem, kendi adıma yönetmenin ilk kez büyük bir prodüksiyonda yer alan ve yapımcı baskısı yüzünden ne yapacağını bilememiş genç bir yönetmen olduğunu düşünürdüm. Belki suç yönetmende değil yapımcılar ve editördedir, ama özellikle ilk yarıda filmde öyle başarısız sahne geçişleri var ki, "Ne oluyor yahu?" diye tepki veriyorsunuz. İleride bir gün film "Sucker Punch" gibi "Yönetmenin Kurgusu" adı altında piyasaya tekrar sürülürse (DVD, Blu-ray, vs.) suçlunun Kenneth Branagh olmadığını anlayabiliriz belki. Şimdilik bilinen tek şey ise teknik yönden iyi olan filmin senaryosu gibi kurgu konusunda da sorunlu olması.

Aksiyon açısından ise, film genel hatlarıyla bekleneni veriyor. "The Incredible Hulk" ya da "Iron-Man 2" gibi kendi ayakları üstünde duran filmlerden ziyade, "The Avengers" öncülü bir pilot bölümmüş gibi dursa da, aksiyon sahneleri güzel olmuş. Özellikle Jotunheim'daki savaş sahnesi görsel olarak ciddi anlamda bekleneni veriyor. Filmin "The Avengers"a ve diğer Marvel Comics filmlerine/karakterlerine olan göndermeleri de yerinde: Film boyunca ana karakterleri rahat bırakmayan S.H.I.E.L.D. ajanları, konuk oyuncu olarak gördüğümüz Jeremy Renner (Hawkeye) ve Samuel L. Jackson (Nick Fury), filmin bir sahnesinde ismi geçen ve gama ışınlarıyla ilgili çalışmalar yapan bilim adamı (Bruce Banner/Hulk), S.H.I.E.L.D. ajanlarından birinin Asgard'ın zırhlı muhafızını gördüğünde diğer ajana "Bu da mı Stark'ın yaptıklarından biri?" diye sorması... Dikkat edilirse bunların hepsini fark edebilmek mümkün. Ayrıca Thor'un dünyaya uyum sağlamaya çalıştığı sahneler de hoş: "Siz kendinizi ne sanıyorsunuz!?" diye bağırdığı doktorlar tarafından tek bir iğneyle bayıltılması, kahveyi çok beğenince "Daha fazlasını istiyorum!" deyip kupayı parçalaması ya da evcil hayvan dükkanına girip "Bana bir at lazım!" demesi gibi. Filmde bu yönde değişikliğe gidilmesi kötü olmamış; zira normalde Thor'un Süpermen gibi dünyada başka bir kimliği daha var ve ismi Dr. Donald Blake. Tasarlanan ilk senaryoda da Donald Blake varmış, lakin sonra böyle bir değişikliğe gidilmiş ve Donald Blake Thor'un diğer kimliği değil Jane'in eski sevgilisi olarak değiştirilmiş.

Velhasıl, üzerinde durulduğunda iyi yönleri olduğu gibi kötü yönleri de olan, beklenti fazla yüksek tutulmadığındaysa beğenilebilecek bir film "Thor". Yine de "The Avengers" öncesi bir aksiyon filmi/çizgi roman uyarlaması olarak başarılı olduğunu söylemek mümkün. Blade'in en kötü filmine ve "The Unborn" gibi berbat bir filme imza atan David S. Goyer tarafından değil de çizgi romanın çocukluğundan beri hayranı olan Kenneth Branagh tarafından yönetilmesi ise, filmin büyük bir artısı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder